192 Kbps
128 Kbps
64 Kbps
48 Kbps
Arm Radio FM 107
Vem Radio FM 91.1
Im Radio FM 103.8
language tur
language hy ru en az ge tur
Sasun’da yeni yılımızın adı ‘tar kılukh’tu
2019-01-05 10:00:51

Besse Kabak

Farklı coğrafyalarda farklı isimlerle anılan Yeni Yıl, asırlar öncesinde olduğu gibi bugün de iyi dileklerin ve mutluluğun paylaşıldığı bir kutlama olma özelliğini taşıyor.
Çok eskilerden günümüze kadar gelebilen kültürel zenginliklerimizden, geleneklerimizden biri olmasına rağmen ne yazık ki artık unutulmaya yüz tutan, biz Sasunluların ‘Tar Kılux’ (‘dari kılukh’, yani ‘yılbaşı’) dediği kutlamaları anlatacağım bu yazıda.
Ancak dilerseniz, Sasun’da yapılan Yeni Yıl kutlamalarına geçmeden önce, eski dönemlerdeki benzer kutlamalara değinelim biraz.
Yeni Yıl kutlamalarının kökeni pagan dönemlere kadar uzanır. Yalnız, pagan dönemde, günümüzden farklı olarak, sadece yeni yılın ilk günü değil, her ayın ilk gününde de kutlamalar yapılıyormuş. Sene içerisinde yapılan bu kutlamalar arasında en görkemlisi, günümüze kadar devam etmesinden de anlaşılacağı üzere, yeni yılın ilk gününde yapılan kutlamalar olurmuş. Bu günde kâhinler tapınakları, mihrapları süsler, ayinlerde tanrılara seslenip onlara yakarırlarmış. Bu törenlere halk da iştirak eder, iyi dileklerde bulunarak birbirlerini kutlarmış. Her ayın ilk gününü kutlama geleneği sadece çoktanrılı dinlerle sınırlı değil. Tek tanrıya inanan Yahudiler de her ayın ilk günü, sinagoglarda, Davut’un 81. mezmurunun okunduğu dini törenler yaparlarmış.
1567 yılında Fransa’da Miladi yeni yılın 1 Ocak’ta kutlanması kabul edildi ve bu tarih zamanla dünyanın dört bir yanında kabul buldu. Ama ondan önce, her halk, yeni yılı kendince önemli gördüğü günlerde kutlardı. Astrolojik olaylar, gece ve gündüzün birbirine eşit olduğu günler, önemli olayların gerçekleştiği tarihler yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilebiliyordu.
Rumlar, Yeni Yıl kutlamalarını ‘Kalo’ (çağırma, yakarma) olarak adlandırmışlar. Komşuda pişer, bize de düşer misali, biz Ermeniler de bu kelimeyi Rumcadan Ermeniceye ‘Gağant’ şeklinde aktararak kullanmışız. Ermenicede Yeni Yıl’ın ‘Amanor’, ‘Darin Kılukh’ (Sene Başı, Sasun Ermenicesinde ‘Tar Kılux’), ‘Daremud’ (Seneye Giriş), ‘Nor Dari’ (Yeni Yıl) gibi adlarla da anıldığını belirtmek gerek. Ermenilerin pagan dönemdeki Yeni Yıl kutlamalarının adı ise ‘Navasart’.
Navasart kutlamaları
Ermeniler, Navasart kutlamalarının Nuh’un zamanında başladığına inanıyordu. Bu inanca göre, Navasart, Nuh’un gemisinin Ararat’a oturması sonrasında insanlar ve tüm canlıların tufandan kurtuluşunun kutlandığı gündür. Tüm canlıların toprağa ayak bastıkları gün insanlık için de yeni bir başlangıç olmuştur. Bu nedenle insanlar, yeni bir yaşama başlamış oldukları o günü yeni yılın ilk günü olarak kutlamaya başlamışlar.
Büyük şenliklerle kutlanan Navasart’ta tapınaklar rengârenk çiçeklerle, kırmızı güllerle donatıldığı için, Navasart’ın bir diğer adı da Vartavar olmuş (‘vart’, Ermenicede gül demektir). Günlerce süren yarışmaların, gösterilerin yapıldığı bu şenliklerde insanlar güvercinler uçurup birbirlerinin üzerine su dökerek tufandan kurtuluşu kutlardı. Bazı kaynaklarda, Navasart’ın Ağustos ayında kutlanmakta olan Meryem Ana yortusuna dönüştüğü belirtilir.
Navasart’ta yapılan Yeni Yıl kutlamaları, zamanla, Romalıların kutlama yaptıkları 1 Ocak’a kaydırılırken (daha sonraki dönemlerde farklı günlere de kutlandığı olmuş) Ermenilerin Hıristiyanlığı kabul edişiyle birlikte halk arasında hâlâ devam eden Navasart kutlamaları beş büyük bayramdan birine denk getirilerek ‘Rab İsa Mesih’in Suret Değiştirmesi ve İzzet Yortusu Vartavar’a dönüştürülmüş.
Vartavar kutlamalarında güllere yer verilmiş olması (din adamları kilisedeki ayinde halkın üzerine okunmuş güller serper) ve ayinden sonra, kilisenin bahçesinde, evlerde, insanların birbirlerini ıslatmaları, Hıristiyanlığın kabulüyle birlikte Vartavar’ın kazandığı yeni kimliğin yanında eskisinin de taşınmaya devam ettiğini gösteriyor. Bu özelliğiyle tufandan kurtuluşun kutlandığına inanılan Vartavar Bayramı dünyada halen kutlanan en eski bayramlardan biri sayılmakta. (bkz. Teotig, Amenun Daretsuytsı – 1907; Vahan Vartabet Der Minasyan, Ankir Tıbrutyunner Yev Hin Sovorutyunner, 1904)
Geçmişe yaptığımız bu kısa geziden sonra isterseniz şimdi de Sasun’da biz garibanların yaptığı ‘Tar kılukh’ kutlamalarına bir bakalım.

Bir başkaydı Sasun’da Tar Kılukh
Bizim oralarda her işi kendimiz yapmamız gerekirdi. Kış aylarında tüketeceğimiz erzaktan yakacak odunumuza, günlük ekmeğimizden içecek suyumuza varıncaya kadar, ihtiyacımız olan her şeyi kendimiz temin ederdik. Bu yüzden, Sasun’da doğmuşsanız, çocukluğunuzun ilk günlerinden son nefesinizi vereceğiniz güne kadar, çalışmayla dolu bir hayat beklerdi sizi.
Buna küçük yaşta alışan Sasunlu çocuklar, dünyadaki yaşıtlarının aksine, Tar Kılukh’ta Noel Baba’nın bacadan girip ocağın yanında asılı duran çoraplarına Yeni Yıl hediyeleri bırakmasını beklemez, uçlarına ip bağladıkları çoraplarıyla damdan dama dolaşarak, bacalardan kendi hediyelerini kendileri toplarlar.
‘Kapı kapı dolaşmak’ yerine yanlışlıkla ‘damdan dama dolaşmak’ ifadesini kullandığımı düşündüyseniz, veya hediyelerin damlarda, bacaların arkasına saklandığı kanaatine vardıysanız, yanıldığınızı söylemem gerekiyor. Zira, Sasunlu çocuklar, damlarda baca görevini gören boşluktan aşağıya sarkıtılan çoraplarla hediyelerini toplar; çorap bulamayanlarsa torba veya şapka kullanırlar. Damdaki baca boşluğuyla ocak arasında boru şeklinde bir düzenek olmadığından, çocuklar bu işlem sırasında hiç bir zorluk yaşamazlar.
‘Çorap’ dediysem, aklınıza bizlerin şehirde giydiği, ayakkabılarımızın içinde rahatsızlık vermeyecek incelikteki pamuklu, naylon çoraplar da gelmesin. Köy yerinde çarıklarımızın içinde ayaklarınızı kara kıştan koruyan, ninelerinizin yünden ördüğü, filmlerdeki Yeni Yıl sahnelerinde şöminelerin üstüne Noel süsü olarak asılan çoraplara benzer çoraplardan bahsediyorum.
Çocukların damlara nasıl çıkabildiklerine gelince… Genelde dağların yamacında yap-ılan evlerimiz, ön cepheden iki-üç katlıymış gibi görünse de, arazinin eğimli olması nedeniyle arka cephenin yerden yüksekliği bir insan boyunu geçmezdi. Evlerimizin damları düz topraktı; bu sayede, çocuklar zorlanmadan damdan dama gezerek manilerini söylerdi.

Aysor gağ e
Ardun Gağant e
Tser mereldotsı hokun
Dvek u ka
Dan digin, dan digin
Yeli kına marakn i var
Garc pırne, yergar gıdre
Gamatsug vor madigıt çıgdres
Ov vor da şen mına…

Bugün arife
Sabah Yeni Yıl
Ölülerinizin canı için
Verin ki gelsin
Evin hanımı, evin hanımı
Kalk kilere in
Kısa tut, uzun kes

Yavaş ol ki parmacığını
kesmeyesin
Kim verirse şen kalsın…

Yukarıda aktardığım mani, Eğin’de okunan Yeni Yıl manilerinden biri. Muhtemelen Sasun’da da Tar Kılukh’ta Ermenice maniler söylenmekteydi, ancak ne yazık ki Yeni Yıl manileri de kaybolan, yitip giden şarkıların, ninnilerin kaderini paylaştı. Biz de bu açığı, köyde yapıldığı gibi, komşu dillerdeki manilerle, yani bölgede halen söylenmekte olan Kürtçe manilerle kapatmaya çalışacağız.
Batman ve Sasun’un köylerinde halkın anadili genelde Arapça olmasına karşın, Yeni Yıl manilerinde olduğu gibi, düğünlerde, şenliklerde de Kürtçe şarkılar söylenirdi. Bölgede yaşayan neredeyse tüm halkların, aralarındaki inanç farklılıklarına rağmen, Yeni Yıl’ı kutluyor olmasına dair değerlendirmeyi konunun uzmanlara bırakarak, köyden köye küçük değişiklikler göstermekle birlikte anlam açısından her dilde hemen hemen aynı olan Yeni Yıl manisinin Kürtçe versiyonuna bakalım:

Sere sale, bıne sale
Xode bıhele hur u gırı malı.
Tışdıke baveja turike kale

Senenin başı, senenin sonu
Tanrı evinizin büyüğünü,
küçüğünü bağışlasın
Bir şeyler atın şu ihtiyarın
torbasına…
Bu manilerde ilk dize genellikle aynıdır, ancak ikinci dizedeki dilek kısmı duruma göre değişkenlik gösterir. Örneğin, yeni gelinlerin veya doğum yapmış kadınların bulunduğu evlerde, manide “Allah sana bir erkek çocuğu versin, beşiğe koyasın” gibi bir dize yer alabilir; yerine göre, “Seneye tırpanı alsın, sizinle birlikte ot toplasın” veya “Evin çalışanlarını Allah bağışlasın” gibi ifadeler de kullanılır. Dilek bölümünün ardından, mani, çocukların, aşağıya sarkıtılan çorap veya torbaların içine hediyelerin konmasını istemeleriyle sonlanır: “Bir şeyler atın şu ihtiyarın torbasına…”
Maniler okunduktan sonra, evin yaşça en büyük kadını olan, bizlerin ‘çoço’ dediği kişinin, evinin ve gönlünün zenginliğine göre vereceği hediyeleri alan çocuklar bir sonraki eve doğru yol alırlar.
‘Hediye’ dediysem, şehirdekilerin çocuklarına aldıkları pahalı oyuncaklar, kıyafetler gelmesin. Köy yerinde bir çocuğa verebileceğiniz en güzel hediye, onun severek yiyeceği ceviz, pestil, ‘şaran’ (cevizli pestil), ‘çiruçamiç’ (‘çir’: kurutulmuş elma, armut; ‘çamiç’: kuru üzüm) veya ‘pığınç’tır (Kürtçede ‘tau’, ‘tey’, Arapçada ‘gırnaz’ denen, çocukların minik çekirdeklerini kâğıttan borularla fırlattığı, tatlı, sarı renkte, bezelye büyüklüğünde yemiş).
Yılın en şanslısını pornig belirlerdi

Tüm çocuklar, kara kışta boylarını geçen kara rağmen, köydeki Hıristiyan ve Müslüman her evin damını ziyaret edip topladıkları yemişlerin büyük bir bölümünü de midelerine indirmiş olarak eve döndüklerinde, evde anneleri, nineleri, diğer gelinler çoktan akşam için yemek hazırlığına başlamışlardır. O gün sofralarımızın başköşesini kapacak olan yiyecek ‘pornig’dir (purnig). Bu yüzden, yazımıza ‘pornig’in yapımıyla devam edelim.
Normal günlerde tereyağı ve süt kullanılarak yapılan pornig, Tar Kılukh’ta, en güzel yemeği bile gölgede bırakan, bir tür cevizli keteye dönüşür. Büyüğünden küçüğüne herkesin pay almak istediği Tar Kılukh pornigi nasıl bir şeydir diye merak ediyorsanız, kısaca anlatmaya çalışayım.
Buğday ununun ortası havuz şeklinde açıldıktan sonra su ilave edilir. Bir-iki gün önceden pişirilen ekmek hamurundan kaldırılan bir miktar hamur, havuzdaki suyun içinde ezilerek yedirildikten sonra (eski hamur ekşidiğinden, yeni hamurun mayalanmasını sağlar) bir miktar tuz da ilave edilen hamurumuz iyice yoğrulup dinlenmeye bırakılır.
Ocağa oturttuğumuz güveçte, yağı çıkana kadar havanda dövülen kenevir tohumları az miktarda unla birlikte kavrulur. Üzerine dövülmüş cevizleri de ilave ettikten sonra bir-iki kez çevirdiniz mi, pornigin iç malzemesinin hazırlığı bitmiş olur (Eski kaynaklarda, iç malzemesinde kenevir tohumu ve cevizin yanı sıra pestilin de kullanıldığı belirtiliyor).
İç hazırlığı bittiğinde, tandırın yanına bıraktığımız, mayalanarak kabına sığmaz hale gelen hamurumuzu ikiye bölüp, iki parçayı da yuvarlak şekilde açmamız gerekiyor. Kalınca açılan hamurlardan birinin üzerine cevizli iç malzemesini özenle yaydıktan sonra, hamurun diğer yarısını üzerine kapatır, iç malzemenin dökülmemesi için kenarları iyice bastırırız. Bundan sonra, geriye yapılması gereken son bir işlem kalır: Hamurumuzu, sonbaharda özenle toplayıp saklamış olduğumuz kurumuş yapraklara sarmak. Âdem babamızla Havva anamızın çıplaklıklarını örtmek için kullandıkları incir ağacının yapraklarında bulunan sütün sorun yaratacağını düşünmüş olan atalarımız, hamurumuzu örtmek için ceviz ağacının yapraklarını kullanmayı daha uygun bulduklarından, bizler de hamurumuzu ıslatarak yumuşattığımız ceviz yapraklarına saracağız.
Normalde lavaştan biraz daha kalınca olan ekmek hamurlarımızı ortasında ateş yanan tandırın duvarlarına yapıştırarak pişirsek de, pornigimizi, hamuru kalın olduğu için, düşük ısıda pişirmemiz gerekir.
Tandırın ısı ayarlama düğmesi olmadığına göre, çok akıllı olduklarına iyice kanaat getirdiğim atalarımız, tandırda kor haline gelen ateşi bir köşeye çekerek hamuru tandırın zeminine oturtmak ve üzerini kül ve korlarla kapatmak gibi basit fakat işe yarar bir çözüm bulmuşlar. Pornigimiz tandırda ağır ağır pişerken, üzerine sarılan ceviz yaprakları hem hamurumuzu küllerden korur, hem de pornige hoş bir koku verir.
Kadınlar tandırın tabanına oturttukları pornigin üzerine sırasıyla sıcacık kül ve korlaşan ateşi yerleştirirken, bir çocuk ordusu tandırı çoktan kuşatmaya almış olur. Pornigin bir an önce pişmesini bekleyen çocukların merakı kadınların telaşıyla birleşince, kadınlarla çocuklar arasında kaç-kovala oyununun birkaç defa sahnelenmesi kaçınılmaz olur.
Peki, pornigimiz nasıl olup da en güzel yemeği bile gölgede bırakabiliyordu? Bu sorunun yanıtı, pişmekte olan pornigin içine, gizlice konan, kibrit çöpünün ölçülerine yakın iki ayrı boyda minik çubuklarda (bazı zengin köylerde altın veya gümüş para). Bu bilgiyi sona saklamamda bir art niyet aramayın; annelerimiz pornigi hazırlarken iki minik çubuğu hamurun içine kimse görmeden sakladıklarından, ben de bu işin hangi aşamada gerçekleştiğini bilmiyorum.
İki çubuğun neden konduğuna gelince… Pornigin içine konan bu çubuklarla yılın şanslısı belirlenirdi. Çocukların pornigin pişmesini sabırsızlıkla beklemeleri, ikide bir tandırı ziyaret etmeleri de bundandı elbette.
“Amaç yılın şanslısını belirlemekse ikinci çubuk ne işe yarar?” diyen dikkatli okurları duyar gibiyim. Uzun çubuğu bulan kişi yılın şanslısı, kısa çubuğu bulan kişiyse şanssızı olarak ilan edilirdi.
Arapçada, şanslıyı belirleyen çubuğa ‘dole’, şanssızı belirleyen çubuğa ‘bedole’ denir; Kürtçede ise bu çubuklar için ‘bıxer’ (hayırlı, şanslı) ve ‘kur’, ‘beoğır’ (çirkin, uğursuz) kelimeleri kullanılır. Bazı köylerde, çubukların sayısı yediyi bulur. Çubuklardan ikisi şanslı ve şanssızı belirlerken, diğer çubukların üzerine atılan çentiklerle, devlet, para, arı kovanı, koyun sürüsü, keçi sürüsü bereketine sahip olanlar belirlenirmiş.Çubuklar, pornig dışında başka yemeklere de konuyor: Örneğin, etsiz keşkek de diyebileceğimiz ‘çolag’a, veya Bitlis’in bazı köylerinde olduğu gibi, ‘boraniye’ diye anılan yemeğe… Boraniye, balkabağı, gılgıl (bir darı türü), ağtan (Ermenice anlamı tuz-ayran; Arapçada ‘laban’ denen, süzülerek pişirilen yoğurt) ve tereyağıyla yapılan bir yemek türü.
Bazı köylerde uzun çubuğu bulan kişiye ayrıca hediye verilse de, aslında en büyük hediye sene boyunca evin şanslısı olarak bu unvanı taşıma şerefine sahip olmaktı. Bu, bizler için tahmin ettiğinizden çok daha önemli bir durumdu. Zira bereketin eve, pornig dilimiyle belirlenen kişi vasıtasıyla geleceğine inanıldığından, şanslı kişi evin bereketinin sahibi olarak görülürdü.
Evin bereketine sahip olmak o kadar önemlidir ki, bu bereket bir yabancıya gitmesin diye, eve gelen misafire yemek dağıtımında öncelik tanıma kuralına o gün uyulmaz, pornig ev halkı dışında kimseye ikram edilmez. O gün doğan bebeğe pornigden pay çıkartılırken, baba evine misafirliğe gelmiş kızlara dahi pornig verilmez. Çubuk gelin olmuş kıza çıkarsa, kocasının evine döndüğünde evin bereketini de birlikte götüreceğine inanılır.
Çocukların sabırsızlığı bana bulaştığından mıdır bilmiyorum ama, pornigi pişirme işleminden, pay edilmesine atladım hemen. Aslında pornig geceyarısına doğru dağıtılır. O yüzden, isterseniz, pornigi tandırın külleri arasına saklayan kadınların koşuşturmalarına geri dönelim.
Kadınların çile günü
Her gün daha güneş doğmadan kalkıp ancak herkes uyuduktan sonra işlerini bitirip yatağa girebilen kadınlar, Tar Kılukh öncesinde de, bir başka görevin telaşı içindedir.
Bu telaşlarının sebebi, yeni yıla tok girildiğinde yıl boyunca açlık olmayacağı inancıdır. Bu yüzden, yeni yılın bolluk ve bereketle geçmesi için, tüm ev halkının tıka basa yemek yiyebileceği bir ziyafet sunulması gerekir.
O gün pişirilecek yemeklerin çeşitleri ve miktarı sıradan günlerdekinden iki misli fazla olmalıdır. Tar Kılux gününde ev halkına diğer günlere kıyasla iki misli yemek verilmesi çok önemli ve ihlal edilmemesi gereken bir kuraldır. Bu kural sadece insanları değil, koyunundan keçisine, ineğinden tavuğuna, aynı çatı altında yaşayan tüm canlıları kapsar. Bu nedenle, Tar Kılux’ta evde bulunan tüm hayvanların yemliğine (pornigden artan küçük kırıntıların da bulunduğu) iki misli ot ve yem konarak, onların da yeni yılda bolluk ve bereketten nasiplerini almaları sağlanır.
Köy yerinde ziyafet dendiğinde akla genelde keçi, koyun, keklik etiyle pişirilen yemekler gelse de, Ermeni kadınların, hazırlamakla sorumlu oldukları Tar Kılux sofralarında, bu malzemelerin kullanılmadığı bir ziyafet sunmaları gerekir.
Bu nedenle annelerimize, ninelerimize “Hem Ermeni hem de kadın olduğunuz için sitem ettiğiniz günler oldu mu?” diye soracak olsak, sanırım hepsi aynı cevabı verir: “Tar kılux hazırlığını yaptığımız gün…” Nedenini öğrenince onlara hak vereceksiniz.
Tar Kılukh, biz Ermenilerin Ocak ayının 6’sında kutladığı Noel öncesindeki sekiz günlük oruç ve perhiz döneminin ikinci veya üçüncü gününe denk gelir. Bu nedenle, tüm dünya kadınları aileleriyle birlikte yeni yıla girmenin keyfini sürecekleri, etlisinden sütlüsüne her çeşit yiyeceğin yer aldığı bir sofra hazırlarken, Ermeni kadınlar Tar Kılukh gününde oruç nedeniyle kırmızı ve beyaz et, süt, peynir, yumurta, yoğurt, tereyağı da dahil olmak üzere, hayvansal hiçbir ürünün kullanılmadığı, ancak yine de keyifle yenebilecek yemekler sunmak zorundadır.
Oruç nedeniyle bu ürünleri kullanamayacağınızdan, geriye gampid (kenevir) tohumlarının ezilmesiyle elde edilen yağda, kilerde saklanan kurutulmuş sebze ve bakliyat, toprak altında ‘hur’ dediğimiz kazılı çukurlarda sakladığınız şağkam (beyaz şalgam), patates gibi sebze çeşitleriyle pişireceğimiz yemekler ve bir de Tar Kılux kutlamalarının olmazsa olmazı pornig kalır.
Evin en büyüğünden en küçüğüne, tüm aile fertleri yer sofrasının etrafında toplanıp, gampid yağıyla pişirilmiş yemekleri yedikten sonra, sofraya –çocukların bulamayacakları yerlere sakladıkları için o güne kadar kalabilen– ceviz, pastix, şaran, pışat, kurtulmuş dut ve elma, armut getirilir. Bu yiyecekler de Tar Kılukh’un olmazsa olmazlarıdır.
Gündüz topladıkları yemiş ve meyvelerden geriye kalanları diğer günlerde tüketilmek üzere saklayan çocuklar, bu kez de kendi evlerinde ikram edilen yemişleri afiyetle yerler. Geceyarısına yaklaşıldığında artık sıra tandırda küller arasına pişmeye bıraktığımız pornige gelir ve pornig de hiç tevazu göstermeden, üzerinde tüten buharıyla soframızın başköşesindeki yerine kuruluverir.

Pornig, elinde bereket ve lezzet olduğuna inanılan kişi tarafından pişirilir. Çubukların nerede olduğunu o bildiğinden, pornigi, çubukların görünmeyeceği şekilde kesme görevi de onundur. Pornigin herkese eşit pay edilerek dağıtılmasıyla birlikte, curcuna, yerini yavaş yavaş sessizliğe teslim eder. Zira payını alan çocuklar hemen bir köşeye çekilip sessizce pornig diliminin içinde çubuk aramaya koyulurlar.
Çubuğu bulan kişi, bulduğu çubuğun kısa mı uzun mu olduğunu bilmediğinden, buruk bir sevinç yaşar. Kendi payına çıkan çubuğun uzun olması için dua ederek, kimse fark etmeden, pornigi pişiren kişiye yanaşıp bulduğu çubuğu gösterir. Pornigi pişiren kişi, çubuğun kısa mı uzun mu olduğunu bilse de bunu söylemez.
Yılın hem şanslısının hem de şanssızının belirlendiği süre, çubuğu bulan kişilerin cesaretine bağlı olarak uzun veya kısa olabilir. Nihayet, ikinci çubuğun da gelmesiyle sonuç açıklanır.
Uzun çubuğun sahibi yıl boyunca hem bereketin sahibi, hem de evin şanslı kişisi olarak görüleceği için sevinç içinde bağırırken, kısa çubuğu bulan, şanssız ilan edilip alaya alınacağından üzülür.
Sabah olduğunda komşular birbirlerine seslenerek akşam evlerde kimin şanslı, kimin şanssız olduğunu bilirirler:
“Hey, Zozan! Bu sene evin şanslısı kim oldu?”
“Kevurk (Kevork) Dayı, duyduğuma göre Sarkis bu sene de evin şanssızı olmuş…”
Hıristiyan veya Müslüman, bölgede yaşayan her hanede uygulanan bu gelenek, aslında hayatı simgeleyen bir oyundur. Yeni yılın kimilerine şans ve mutluluk, kimlerineyse üzüntü ve keder getireceğini öğreten bir oyun…
***
Eskisi gitti, yenisi gelir
Sevinçle uğurlayın eskisini
Yenisi için hazırlanın
Kapı, pencere açın
Ne ki istiyorsanız dileyin,
İster hayat, ister mal-mülk,
ister akıl
Hepinizin dileğini verir
Ağalar ve hanımlar
Yeni yılınız kutlu olsun
Ömrünüz seneler, senelerce olsun.
Kilikya bölgesindeki Tar Kılukh kutlamalarında söylenen bu Ermenice maniyle yazıya son verirken, çocukların temiz kalplerle söyledikleri bu güzel manilerdeki dilekleri ben de sizler için diliyorum. Dilerim her biriniz yılın şanslısı seçilerek, sevdiklerinizle birlikte sağlıkla, huzurla, mutlulukla, bereketle geçireceğiniz bir yıl daha kazanırsınız.
• Ermenice maniler için Hranuş Kharadyan Arakelyan’ın Hay Joğovrtagan Doner (Ermeni Halk Bayramları, Yerevan, 1999) kitabından yararlanılmıştır.
Kürtçe iki yeni yıl manisi

• Sere sale, bıne sale
• Xude bale puçuke male
• Tışte bavene ture kale
• Kal dıçe male.

• Senenin başı, senenin sonu
• Allah evin küçüğünü bağışlasın
• Bir şeyler atın ihtiyarın torbasına
• İhtiyar evine gidiyor.

• Sere sale, bıne sale
• Tıştek bıxme turuke kale
• Dıçi dirange, karkuş markuş
• Xude kurek bide derguş .

• Senenin başı, senenin sonu
• Bir şeyler atın ihtiyarın torbasına
• Gidiyor, geç kaldı, karkuş markuş [tekerleme sözleri]
• Allah bir oğlan versin beşiğinize.

Agos. Sayı:769